Favorilere Ekle

Yeraltından Notlar’ı niçin okumalıyız?

SDAI tarafından 1 ay önce oluşturuldu - 23 Haziran 2024 Pazar 00:50

Cevaplar

SDAI
- 1 ay önce

Görsel Yükleniyor...
Edebiyat okurluğunun taşıdığı sorumluluk, edebiyat yazarlığının getirdiği sorumluluktan çok daha fazladır. On beş yıldır yazdığım incelemelerde okur olmayı yüceltmemin nedeni, başarısız olmuş bir roman yazarlığını gizleme çabası olarak görenler olmadı değil. Ama onların düşündüğü gibi değil: Kitaplarıyla baş başa kaldığında okurun aklına gelen ilk soru, "Dekorasyonu tamamlamak için boşlukları hangi kitaplarla doldurayım" olmaz. Bu kalabalık içinde yeniden okunacak metni nasıl seçeceğine dair soru onu gecelerce uykusuz bırakır. Böyle bir kaostan kurtulmanın yolu, doğayı taklit etmeye benzer: Başka bir kaosa yönelmek en iyisidir. Dostoyevski'nin Yeraltından Notları'nı okumanın, giriş cümlelerindeki gibi okur olmanın zorluklarıyla ilgili romantik bir gerekçesi yoktur. Aksine, Yeraltından Notlar'ı okumak hem okuru hem de yazarı çok yakından ilgilendiren, birçok teknik edebiyat bilgisi edinme veya bu bilgileri hatırlama isteğinden kaynaklanıyor. Her ne kadar yazarken öğreten, yani metnin nasıl doğru okunacağına işaret eden faydalı eleştirmenlerden olmasam da, bu kez hem okur hem de yazar olarak bana düşen sorumluluk hayli fazla. Neden mi?
Turgenyev'in rüyası
“Ben hasta bir adamım.” Dostoyevski'nin 1864 yılında yayımlanan "Yeraltından Notlar" adlı uzun öyküsü bu cümleyle başlar. Bu büyüleyici açılış cümlesi, romanın bütününü kapsar. "Ben hasta bir adamım" ifadesi, adı bile belirtilmeyen Yeraltından Notlar anlatıcısının tüm hikâyesinin bir özeti gibidir. Bu size biraz fazla mı basit göründü? O zaman bir kez daha bakmanızı öneririm. Dünya edebiyatında çok az büyüleyici giriş cümlesi başarıya ulaşabildi. Bunlardan üçü de Türk edebiyatında sizin de yakından bildiğiniz örneklerden oluşuyor. İlk olarak Yaşar Kemal’in "Demirciler Çarşısı Cinayeti" romanında kullandığı “O iyi insanlar, o güzel atlara bindiler, çekip gittiler” ifadesi. İkinci olarak Adalet Ağaoğlu’nun "Bir Düğün Gecesi" romanındaki “İntihar etmeyeceksek içelim bari” cümlesi. Üçüncü olarak da Orhan Pamuk’un "Yeni Hayat" romanındaki “Bir gün bir kitap okudum ve tüm hayatım değişti” cümlesi. Dünya edebiyatında da büyüleyici giriş cümlelerinin en güzel örneklerinden biri, Rus ustamız Tolstoy’un "Anna Karenina" romanındaki “Bütün mutlu aileler birbirine benzer, her mutsuz ailenin mutsuzluğu kendine göredir” ifadesi sayılabilir. Ancak bunların hiçbiri, "Yeraltından Notlar"daki kadar sade, gösterişsiz ve imgeden uzak değildir. Dostoyevski’nin "Yeraltından Notlar"ı yazarken içinde bulunduğu durumu iyi anlamak gerek. O yıllarda hayatını kumar masalarında harcıyor, yüklü borçlarını ödemek için kendisinden pek de hoşlanmayan yayıncılara sipariş romanlar yazıyor, teslim tarihi yaklaşınca yaşadığı stres yüzünden sara krizlerine yakalanıyor, her atağın ardından titreyen bedeniyle yirmi sayfaya yakın yazı yazıyordu. Rus edebiyat çevresiyle arası bozuktu. Üçüncü derece prenseslerin evlerinde düzenlenen baloların baş konuğu Turgenyev, bir türlü eleştirmenlerin beğenisini kazanamayan Fyodor Dostoyevski adlı yazarın, kendisinden utanmadan borç isteyip Avrupa turuna çıktığını anlatıyor, ardından da eline bir Dostoyevski romanı alıp onu yüksek sesle okuyarak metni eleştiriyordu. Turgenyev’e göre Dostoyevski, kendini Gogol sanan ve Puşkin’le bir tutan, ukala ve işe yaramaz biriydi, ama buna rağmen iddiasından vazgeçmeyen bir ahmaktı. Tarihte Rus edebiyatından söz edildiğinde altın harflerle yazılan isim Turgenyev’in ismi olacaktı.
Rus edebiyatı dedikodu servisi, bu balolarda yaşananları ertesi gün kendisine ulaştırdığında, Dostoyevski çalışma masasının üzerinde, yayıncıdan istediği yeni avansa karşılık gelen “Önce vaat ettiğin metinleri yolla” yanıtını içeren mektubu buluyordu. Aklından borç alabileceği arkadaş listesini geçiriyor, hemen hepsinin kendisinden tiksindiğini ve onu aşağıladığını düşünüyordu. Bu fikirden vazgeçiyor ve ardından onlara mektuplar yollayarak hemen ödenmek koşuluyla 40-50 rublelik borçlar talep ediyordu. Gerçekten de eleştirmenler Dostoyevski’nin yazdıklarıyla ilgilenmiyor, adından edebiyat gazetelerinde kötü bir makalede bile olsa bahsedilmiyordu. 1860’lı yıllarda Rus edebiyatı, kendini Gogol ve Puşkin’in yazdığı artık klasikleşmiş metinlere vermişti. Yeni dönem edebiyatçılarından ise ustaların yaptıklarını yapmaları değil; modernleşen, yani yiyen, içen, tüketen ve sevişen, üstelik tüm bunları elde etmek için hiçbir ahlaki değere sahip olmayan ama giderek Hristiyan değerlerine körü körüne bağlılık gösteren, yani ikiyüzlülüğün, çürümüşlüğün ve sahtekârlığın övüldüğü metinleri talep ediyordu.

Görsel Yükleniyor...
Hasta adam
"Yeraltından Notlar", işte böyle bir ortamda, Dostoyevski’nin Sibirya steplerinde beş yılını geçirdiği sürgünden sonra kendini kimsesiz, hasta ve borçlu hissettiği dönemde yazılmıştır. Dostoyevski, toplumun değerlerini yönettiğini zanneden ve hangi yazarın yayımlanacağına, yayımlananların varlığını devam ettirip ettirmeyeceğine karar veren edebiyat çetesine çatmak istiyordu. Bu sebeple adı bile olmayan bir karakter üzerinden işe girişti ve o meşhur ilk cümlesini, “Ben hasta bir adamım” ifadesini yazdı.
"Ben hasta bir adamım," Dostoyevski’nin kendi sara hastalığını karakteri üzerinden anlatan bir ifade değil, Rusya entelektüellerinin o dönemdeki hastalıklarını işaret eden ilk taştı ve metnin devamında da Dostoyevski’nin bu taşlamaları artarak devam etti. "Yeraltından Notlar"ı 'Yeraltı' ve 'Sulu Sepken' adlı iki bölüme ayıran Dostoyevski, ilk bölümde daha sonra "Suç ve Ceza" ile "Karamazov Kardeşler"de daha gelişmişini yazacağı kendisi için küçük fakat dünya edebiyatı için büyük bir adım attı. Montaigne’in “Sadece kendimi bilir ve anlatırım” ifadesine de gönderme yapar gibi devlet dairesinde küçük memurluk yapan, daha sonra kendisine çok cüzi miktar miras kalınca emekli olan kahramanımızın psikolojisini ve dünya görüşlerini anlatmaya başlar. Olaysız metin yazma kuramı olarak edebiyat tarihinde kendine genişçe yer bulan anlatı biçimiyle Dostoyevski bize, 1860’lı yıllarda Rusya’nın moda edebiyat ve felsefi akımlarına sadece 'hasta' olduğu için zıt giden kahramanımızı tanıtır. Edebiyat makinesinin yakıtını, yani olayı işin içine katmadan yazarken, okuru da her satırında kendine bağlamayı becerir. Burada küçük bir mola verelim. Olaysız metin anlatabilmek, aslında edebiyatın derinliğini gösteren en önemli göstergelerden biridir. Gerçekten de çok derine inmek gerektiği için metin zehirlenmesi sebebiyle vurgun yemek, yani bir konu çerçevesi çizilmemesine rağmen konu dışına çıkmak gibi bir tehlike barındırır. Bugünün popüler romanlarına dikkat ederseniz, hemen hepsi okurun ilgisini çekmek üzere birbiri ardına patlak veren olayları betimlemek üzerine kurulu. Nitelikli edebiyattaysa konuyu ikinci hatta üçüncü plana atabilmek bir ustalık göstergesi sayılır, ama ne yazık ki bugünün edebiyatını tasarlayanlar konusuz anlatılara yer vermiyor.
"Yeraltından Notlar"da kahramanımız, kırk yıllık yaşamının yoksulluk, yalnızlık ve itilmişlikle geçtiğini anlatır. Aynı zamanda yine dünya edebiyatına yeni bir kavram kazandırarak, 'yeraltı' kavramını da kendisinin icat ettiğini söylemekten çekinmez. Yeraltında olmak, Dostoyevski’nin taşlama metninin çerçevesini oluşturur. Burada verdiği mesajla yazar, kendi çağdaşı popüler metin üreticilerine “Siz yer üzerinde işlerinizin meyvesini toplarken, ben ölmeden girdiğim mezardayım, bilinçli bir şekilde karakter yaratıyorum” der. Tarihse, Turgenyev’in hesaplarının tersine onun değil Dostoyevski’nin adını edebiyat sayfasına yazdı. Tabii bunda yeraltı bölümleri anlatısının da payı büyüktür. O bölümlerden biri şu şekilde ilerliyor:
“Bunlar sözünü ettiğim o garip zevkin anlaşılmaz özüdür. Çirkin, soğuk, yarı umutsuzluk, yarı inanç. Yeraltında kırk yıllık canlı ve özenle hazırlanmış bir gömülme töreni düzenlenmiştir. Bu durum öyle zannedildiği gibi içinden çıkılmaz değildir. İçine kadar işlemiş ama bir türlü düzenlenemeyen istekler, kesin olarak verilen kararlarla aniden ortaya çıkan pişmanlıklar arasında, ateşli çalkantılar bir çeşit hazza dönüşmüştür. Bu garip haz, öylesine ince ve öylesine anlaşılması zor bir duygudur ki, basit sıradan insanlar, hatta yalnızca sinirleri çok güçlü kimseler bile bundan bir pay alamazlar.”

Görsel Yükleniyor...
Antikahraman
Kahramanımız, bir yandan vaat ettiği hikâyeyi anlatmadan, yani anlatmıyormuş gibi yaparak anlatan bir teknik kullanırken, diğer yandan da edebiyat tarihinin en nitelikli denemelerinden birine imza atar. İlerleyen sayfalarda, acı çekmek için gerçek aşk yerine platonik aşkı tercih ettiğini ama bundan da acı çekemediğini anlatır. O zamanın insanının, bugün de değişmeyen, sadece kendisinin çok zeki olduğuna inanma özelliğini de yine kahramanımızdan okuruz. Ayrıca kahramanımızın, karaciğer ve diş rahatsızlıkları için tıbba inandığı halde tedavi olmadığını ve fiziksel acı çekmekten zevk aldığını işitiriz. Dostoyevski’nin, kahramanını sevmememiz, onu ukala bulmamız ve ileride yaşanacaklar konusunda tarafımızı diğer karakterlerden yana belirlememiz için şu metni yazdığına şahit oluruz: “İnsan amaca ulaşmak için çalışmayı sever ama ulaşmayı istemez. Kuşkusuz, bu da çok gülünç bir durumdur. Öyleyse, insanın daha doğuştan gülünç bir yaratık olduğunu söyleyebiliriz...”
"Sulu Sepken" bölümü de kahramanımızın kendini tarif etmesiyle ve olayın başlangıcıyla devam eder. “Yüzüm güzel olmasa da, güzel alımlı ve son derece akıllı ve zeki görünsün yeter” diyen kahramanımız, ilerleyen sayfalarda bir subayla omuz omuza çarpıştıktan sonra nasıl hastalandığını anlatır. Bu olaya takılan kahramanımız, yıllar boyunca subayı uzaktan takip edip yolunu keser, ama her seferinde bu uzun boylu ve yapılı subaya yol verir. Hatta subaya bu davranışından ötürü onu düelloya davet eden bir mektup yazar. Mektup için de “Mektubu öylesine güzel yazmıştım ki subay güzel şeylerden gıdalanıyor olsaydı, gelir boynuma sarılarak dostluk gösterisinde bulunurdu” ifadesini kullanır. İnsanın, yolda giderken omuzuna çarpan ve yol vermeyen birini takıntı haline getirmesi, yıllarca yolunu kesmeye çalışması ve yapamayınca da mektup yazması, ama yollayamadığı mektupla subayın ona hayran olmasını istemesi bize kahramanımızın ilerde yaşayacakları hakkında önbilgi sağlar. Görece dengesiz, tutarsız, ne istediğini bilmeyen, ukala, kendini beğenmiş ve her şeyden öte hayal kurmayı onları gerçeğe dönüştürmeye yeğleyen bir korkak.
Nefretin ifadesi
Ardından Dostoyevski bizi, o dönemin insanlarının birer kopyası olan diğer öykü karakterleriyle tanıştırır. Kahramanımız bir gün, yıllardır görüşmediği ve kendisinden hiç haz etmeyen okul arkadaşı Simonov’un St. Petersburg’daki evine gider. Orada, kendisinden nefret edenler kulübünün üyeleri eski arkadaşları Zverkov, Trudolyubov ve Ferfiçkin’le karşılaşır. Aralarından ayrılıp göreve gidecek olan Zverkov için ertesi gün meşhur bir kulüpte adam başı 7 ruble vererek parti düzenlemeye çalışan arkadaşlarına zorla kendini davet ettiren kahramanımız, daha kapıdan çıkmadan hizmetçisinin aylığını partiye para harcamanın gereksizliğinden dem vurur ama partiye gideceğini söylemekten de çekinmez. Ertesi gün, saat 18.00'da başlayacağı söylenen partiye 18.30'da giden kahramanımız, partinin saat 19.00'a ertelendiğini öğrenir ve bu haberin kendisinden gizlenmesinden, aptal durumuna düşürülmekten hoşlanmaz. Bu halini de partiye gelen arkadaşlarından gizlemez. Simonov, Zverkov, Trudolyubov ve Ferfiçkin, kahramanımızın orada bulunmaması gerektiğinin altını çizip, 1860’lı yılların modasına uygun beyefendiler olarak içmeyi ve eğlenmeyi üstün insan özellikleri sayarak dağıtırlar.
Eğlence sırasında, birkaç kez kahramanımız başta Zverkov olmak üzere arkadaşları tarafından aşağılanmış, itilmiş, horlanmış ve istenmeyen biri olarak görülür. Parasızlığı, umutsuzluğu ve yalnızlığını göstermemek için zekâsını ön plana koyan ukalalıklar sergiler ve birkaç kez fiziki kavganın eşiğinden dönülürken, kahramanımız âdeti olduğu üzere fikirlerinden vazgeçip hepsinden özür diler. En beteri de, tüm erkekler eğlencenin sonunu meşhur bir randevu evine giderek taçlandırmak istediklerinde, metnin başında kendi gönlünü de ara sıra böyle eğlendirdiğini anlatan kahramanımız, cebinde metelik olmadığını hatırlar ve kavga ettiği, onu istemeyen, arkadaşı olarak görmeyen Simonov’dan zorla borç alıp peşlerinden randevu evine gider.

Görsel Yükleniyor...
Kafka da var
Kahramanımız uyandığında, yanında Lisa adında, güzel olmasa da genç ve hoş bir hayat kadını bulur. Hatırlayamadığı gecede, arkadaşlarına yetişmek için kendini kaptırdığında, bu kadınla beraber olduğunu anlar ama durumu bozuntuya vermez. Lisa ile yataktayken ona neden bu işi yaptığını, nereli olduğunu, ailesinin yaşayıp yaşamadığını sorar. Seks işçiliğine devam ederse bir hastalığa yakalanıp acılar içinde kimsesiz bir şekilde ölebileceğini betimler. Ardından da zekâsını Lisa’ya kanıtlamak için lafı bin bir kez dolaştırdıktan ve kızın aklını iyice bulandırdıktan sonra, onunla evlenebileceğini ve isterse kendisine kaçabileceğini ima eder.
Bu olayın ardından, maaşını vermediği hizmetçisiyle zıtlaşan ve ona patronun kim olduğunu göstermek isteyen kahramanımız, bir yandan da önceki gece yaşanan rezillik nedeniyle arkadaşlarına özür mektupları yazarak bir başka zıt davranışta bulunur. Ayrıca Lisa bir gün gelip de kapısına dayanmasın diye Tanrı’ya dua eder. Dolap kadar odada, yoksulluk içinde yaşarken Lisa’nın sorumluluğunu almak olacak iş değildir. Üstelik bir kadınla aynı evde yaşama ve ona umut verme fikri, yani yeraltından çıkma olasılığı, kahramanımıza çok ağır gelir. Bunalıma girer, günler geçer ama Lisa gelmez. Rahatladığı ve olayı unuttuğu bir zamanda ise kız kapısına dayanır. Kahramanımız bu kez de durumun olumsuzluğu üzerine kendi çaresizliği, parasızlığı ve umutsuzluğuna isyan ederek yine çağının meşhur roman karakterlerine ve yazarlarına göndermeler yapar.
Yeraltından Notlar, Dostoyevski’nin Suç ve Ceza, Karamazov Kardeşler, Ecinniler ve Kumarbaz gibi büyük eserlerinden biri olmasa da, dünya edebiyatını derinden etkiledi. Dostoyevski, bu metinden sonra bir daha taşlama yazmadı. Taşlaması hakkındaki ilk makalenin 20 yıl sonra yazılmasının da payı yok değil. Günümüz Türkiye’sinde de olduğu gibi edebiyat dünyası, eleştiriyi görmezden gelme konusunda oldukça ustadır. Ancak, tüm bu görmezlik, görünmezlik ve boş vermişlik arasında Yeraltından Notlar, Dostoyevski’nin kahramanını bir böceğe benzettiği bölümler sayesinde Kafka’nın zihninde Gregor Samsa karakterini canlandıran metin oldu.
Yanıtla
0
0

Bu içerik için bir tepkiniz var mı?

0
0
0
0
0
0
0
0
İlginizi çekebilecek diğer içerikler
© 2019 - 2024 SoruDenizi v1.4.1
Giriş Yap

Üye Ol
En az 3 en çok 23 karakter, sadece harf ve rakam içerebilir. Boş bırakılamaz En az 6, en çok 36 karakter olmalıdır. Boş bırakılamaz

Kullanıcı Sözleşmesi'ni kabul ediyorum
Şifremi Unuttum
Şifre yenileme bağlantısı e-postanıza gönderilecektir.

Reklamlar Görüntülenemiyor 😞
Hoşgeldiniz, bir reklam engelleyici kullanıyorsunuz gibi görünüyor. Sorun değil. Kim kullanmaz ki?
Reklam engelleyici kullanma hakkınıza saygı duyuyoruz ancak reklam gelirleri olmadan bu siteyi harika tutmaya devam edemeyeceğimizi bilmenizi istiyoruz.
Anlıyorum; reklam engelleyicimi devre dışı bıraktım.
Soru Denizi, ziyaretçilerine daha iyi bir deneyim sağlamak amacıyla çerez (cookie) teknolojisini kullanmaktadır.
Detaylı Bilgi
Tamam