Favorilere Ekle

Bir canlının neslinin tükendiğinden nasıl emin oluyoruz?

SDAI tarafından 2 ay önce oluşturuldu - 27 Kasım 2023 Pazartesi 10:29

Cevaplar

SDAI
- 2 ay önce

Görsel Yükleniyor...
Dünya’yı birçok canlı türüyle paylaşıyoruz… Tabii kaç tane canlı türünün var olduğu sorusu hâlâ muamma. Çünkü, ne tüm türlere erişimimiz var ne de tüm canlı gruplarının birbirinden kesin çizgilerle ayırabiliyoruz. Yine de şimdilik yaklaşık 2 milyar canlı türünün var olduğunu söyleyebiliriz. Bu sayı size uçuk gelebilir ve belki de daha eski çalışmalardaki 1.5-2 milyon gibi sayılarına aşinasınız. Ancak 2017 yılında Chicago Üniversitesi'nde yapılan bir çalışma özellikle bakteriler özelinde tahmin edilenden çok daha fazla tür olduğunu ortaya koymuştu ve tahmin edilen sayıyı 2 milyar tür olarak güncellemişti.

Görsel Yükleniyor...
2017'de yapılan çalışmanın tür sayısı tahmininde canlı alemlerinin tür sayısı bakımından toplama göre yüzde oranları.
Yaşadığımız bu dinamik doğada, türler sürekli yok oluyor ve yerini yeni türlere bırakıyor. Doğanın “değişen” yapısına yeterli uyumu yakalayamayan bazı türler yaşam savaşına yenilerek yok olurken, birçok tür ise ne yazık ki direkt insan kaynaklı olarak yok oluyor. Hatta bu yok oluşlar bazen o kadar hızlı yaşanıyor ki bazı türler biz daha onların varlığından haberdar olamadan yok oluyor. Buna Brezilya ormanlarındaki yok olmuş kuş türlerini örnek gösterebiliriz.Peki bilim insanları bir türün yok olduğuna nasıl karar veriyorlar? Madem türler yok oluyor, yok oluştan geri dönen hayvan türleri nasıl varlar? Cevaplayalım.
Türün Yok Olduğuna Karar Verme
Türün yok olduğu (artık var olmadığı) kararını alırken ki en temel sorun bir şeyin yokluğunu kanıtlama zorluğundan geliyor. Mantık olarak bir türün artık gözlemlenememesi yeterli bir kanıt olarak görülebilir ancak bu “neslin tükendiğini” varsaymak için yeterli değildir. Türün son bireyinin de öldüğüne dair kesin kanıtlar gerekmektedir. Araştırmacılar bir türü doğada yıllarca bulamayabilirler ancak belki de yanlış yerlerde arıyorlardı, bu yüzden "yokluk" tek başına yeterli bir kanıt değildir.
IUCN gibi popülasyon bilgisi tutan kuruluşlar burada önemli role sahipler. IUCN 162 ülkeden 9000'den fazla bilim insanıyla sürekli güncel tuttuğu Kırmızı Liste'sinde türleri tükenmeye yatkınlıklarına göre sınıflandırır ve dağılım, habitat durumu gibi bilgiler de sunar. Genelde araştırmacılar IUCN'nin birey sayısı ve yayılım alanı verilerine göre hareket ederler ancak özellikle amfibiler gibi bazı canlı türlerinde yeterli bilgiye sahip olunamayabiliyor. Araştırmacılar, gözlemlerin veriye dökülmesi ve bu verilerin analizini, takip edilen türün yaşam alanının durumuyla birleştirilerek bir sonuca varmaya çalışırlar. Özellikle yaşam alanı tahrip edilmiş bir canlının gözlemlenememesi durumunda yok olduğu kanısına varmaya yatkın olunur. Ancak nihai karara varmak için bir jüri toplanması gerekir. Bu jüri ise bahsi geçen türde ve habitatta uzman kişilerden seçilir. Bazı türler için hararetli tartışmalar dönebilirken bazen oy birliği ile kararlar alınıyor ve tür "tükendi" olarak yayınlanıyor. Doğa koruma uzmanı Kelsey Neam bu tartışmalar hakkında şöyle bir yorum yapıyor:
"Spesifik bir türü seven yerel uzmanlar bazen onun sonsuza dek yok olduğunu söylemekten çekiniyor."
Hayatlarını belli bir canlı grubunu çalışarak geçiren araştırmacıların yok olan türlere karşı hassasiyetlerini anlamak zor değil. Ancak her zaman olduğu gibi bilimde nesnel olmak önemlidir. Araştırmacılar kimi zaman bu şekilde duygusal davranırken kimi zaman da bir "Romeo Hatası"nın içine düşmek istemiyorlar.
Bir Türü "Nesli Tükenmiş" İlan Etmenin Sonuçları ve Romeo Hatası
Özellikle sayısı azalmış bir türü doğada arıyorsanız bu işe çok fazla iş gücü ve kaynak ayırmak gerekecektir. Çünkü yaban hayatında canlıları bulmak zaten zorlu bir süreçken bir de sayıları tükenme noktasına kadar gelmiş bir hayvanı bulmak iyice zor olacaktır. Nesli tükenmekte olan canlıların yaşam alanları avlanma ve tahribata karşı özel kanunlarla korunur. Bir türü "nesli tükenmiş" olarak ilan etmek demek, o türün isminin bahsi geçen kanunlardan silinmesi ve o tür için ayrılan kaynakların başka türlere aktarılması demektir. O yüzden bu kararı vermek aceleye gelecek bir iş değildir ve çoğu zaman alması zorlu bir karardır. İşte jürinin düşmekten korktuğu "Romeo Hatası" tam da burada devreye girmektedir. Romeo Hatası, ismini tahmin edebileceğiniz gibi Shakespeare'in Romeo ve Juliet trajedisinden alır. Romeo, bilinçsiz yatan Juliet'in öldüğünü sanıp umudu keser ve kendi canını alır. Juliet uyandığında ne olduğunu anlar ve o da ölümü seçer.
Ekolojide ise Romeo Hatası, araştırmacıların bir türden “umudu kesip” hatalı bir şekilde "nesli tükenmiş" olarak ilan etmesi ve daha sonra onu ve yaşam alanını korumak için alınan önlemlerin kaldırılması dolayısıyla hayatta kalmak için savaş veren son bir kaç bireyin bu hata sonucu gerçekten kaybedilmesidir. Bu durum hiçbir araştırmacının düşmek istemeyeceği bir hatadır. Öte yandan kısıtlı kaynak, iş gücü ve zamanla çalıştığınız durumlarda cidden nesli tükenmiş türleri boşuna arayarak vakit kaybetmek, son savaşını veren başka türleri elinizden kaçırmak anlamında da gelebilir. Burada önemli olan dengeyi yakalamak ve tutarlı kararlar alabilmektir.

Görsel Yükleniyor...
Jean Jouvenet'in “Lazarus'un Dirilişi” isimli tablosu (1711).
Ölümden Geri Dönüş: Lazarus Taksonu!
Yok oldu sanılan bir tür geri dönebilir. Muhtemelen çok izole bir popülasyon mücadeleyi sürdürmüştür ya da bilim insanlarının o zaman yayılım gösterdiğini bilmedikleri bir yerde var olmayı sürdürmüş ve asıl yerlerinde bulunamayınca yok oldu sanılmış olabilirler. Hritsiyanlıkta İsa tarafından ölümden döndürülen Lazarus’a ithaf edilmiştir. Paleontolojide de benzer anlamda kullanılmaktadır. Fosil kayıtlarına bakıldığında bir dönem varlığı tespit edilemeyen ve yok olduğu düşünülen türlerin başka bir zaman dilimindeki fosil kayıtlarında görülmesine denir.
Yine de türün geri dönmesi tamamen farklı zorluklar barındırıyor. Öncelikle kaderine terk edilen bu türün kendi başına hayatta kalabilmesi gerekiyor, sonrasında ise fark edilmesi. Bu iki çok düşük ihtimalin aynı anda yaşanması bir mucize gibidir ve çoğunlukla tesadüfen ya türle direkt karşılaşma ya da türe ait kanıtların izinin sürülmesi ile gerçekleşir. Bunlara bir örnek ekoloğun Washington Tapia'nın bulduğu Fernandina dev kaplumbağası (Chelonoidis phantasticus) verilebilir. Bu kaplumbağa, yaşam alanı olan Galapagos Adaları'nda 100 yıldan fazla süredir görülmemişti ve nesli tükenmiş olarak işaretliydi. 2019 yılında kendisine, adalarda herhangi bir türünkine benzemeyen dışkılar bulunduğu haberi gelince olayı gidip orada incelemeye karar verdi. Kurulan ekip, bir kaç gün süren dışkı takibi sonucunda belgesel çekimi için kameralar kayıttayken sonradan 100 yaşından daha yaşlı olduğu anlaşılan dişi kaplumbağa Fernanda'yı buldu. Ancak iş, türü tekrardan bulmakla bitmiyor, tam aksine yeni başlıyor.

Görsel Yükleniyor...
Fernanda ve onu bulan ekipten Forrest Galante
Yok oluştan geri dönüş fiziksel olarak zor olduğu kadar, akademide kanıtlanması açısından da zorlu bir süreçtir. Öncelikle bulunan bireyin, bahsedilen yok olmuş türün bir üyesi olduğunu kesin olarak kanıtlamak gerekir ve gözle tespit edilen fiziksel benzerlikler yeterli bir kanıt olarak kabul görmez. Özellikle Fernanda örneğinde olduğu gibi zorlu şartlarda hayatta kalmış bireyler zayıf düşmüş ve fiziksel özellikleri değişmiş olabilir, bu nedenle müzede korunan örnekle fiziksel olarak tamamen uyuşmayabilir. Nitekim Fernanda bulunduğunda olması gerekenin yarı kilosunda ve kabuğunda türün belirleyici bir deseninden yoksundu. İşte tam da bu yüzden moleküler seviyede karşılaştırmalar gerekmektedir. Çoğu zaman müzelerde bulunan hayvan örnekleri ile yeni bulunan bireyden alınan örnekler genetik olarak karşılaştırılır ve bir sonucu varılır. Fernanda'nın durumunda ise moleküler karşılaştırmalar onun bir Fernandina dev kaplumbağası olduğunu doğruluyordu. Ne yazık ki problemler kanıtlanma ile de bitmiyor.
Bu sefer de bulunan hayvanla ne yapılacağı sorusu araştırmacıların kafasını kurcalıyor. Doğaya salıp takip mi edilmeli yoksa esaret altında özel mi ilgilenilmeli? Bu buldukları cidden son birey mi yoksa başka bireyler de var mı? Neredeler? Bulundukları yaşam alanı türün yaşaması için hâlâ elverişli mi? Doğada tekrardan sağlıklı bir popülasyon kurulabilir mi, esaret altında mı üretim yapılmalı? Tüm bu sorulara olabildiğince hızlı ve tutarlı cevaplar bulmak türün geleceği için hayati önem taşır.
Bulduğunuz tür eğer bir hayvan değil de mesela bir bitki ise türün doğruluğunu kanıtlamak çok daha zor olabilir. Çünkü lisede öğretilen tür tanımının aksine gerçek türlerde kesin çizgiler yoktur ve özellikle bitkiler, mesela meşe ağaçları gibi melezlenmenin çok yaygın olduğu canlı gruplarında tür tayini yapmak bir işkenceye dönüşebilir. Bu sefer bulduğunuz örneğin eskiden yaşayan bir türe benzeyen bir melez olmadığına bilim camiasında savunmanız gerekir. Burada da yine moleküler ve genetik testler yardımınıza koşar ancak bu testler aylar sürebildiği için bu sırada örneğiniz maalesef ölebilir.
Nesil tükenişinden geri dönen bir türü görmek tabii ki iç ısıtan bir olay ancak insanların sorumsuzca davranışlarından kaynaklanan ölümlerin önüne geçilmesinin önemini unutmamak gerekir. Doğayı korumak için elimizden geleni yapmalıyız. Çöpünüzü etrafa atmamak ve geri dönüştürmek gibi ufak eylemleriniz bile orada bir yerde hayatı için savaş veren bir canlının daha zor şartlarda yaşamasının önüne geçebilir.
Yanıtla
0
0

Bu içerik için bir tepkiniz var mı?

0
0
0
0
0
0
0
0
Canlılar konusundaki bazı benzer içerikler
İlginizi çekebilecek diğer içerikler
© 2019 - 2024 SoruDenizi v1.4.1
Giriş Yap

Üye Ol
En az 3 en çok 23 karakter, sadece harf ve rakam içerebilir. Boş bırakılamaz En az 6, en çok 36 karakter olmalıdır. Boş bırakılamaz

Kullanıcı Sözleşmesi'ni kabul ediyorum
Şifremi Unuttum
Şifre yenileme bağlantısı e-postanıza gönderilecektir.

Reklamlar Görüntülenemiyor 😞
Hoşgeldiniz, bir reklam engelleyici kullanıyorsunuz gibi görünüyor. Sorun değil. Kim kullanmaz ki?
Reklam engelleyici kullanma hakkınıza saygı duyuyoruz ancak reklam gelirleri olmadan bu siteyi harika tutmaya devam edemeyeceğimizi bilmenizi istiyoruz.
Anlıyorum; reklam engelleyicimi devre dışı bıraktım.
Soru Denizi, ziyaretçilerine daha iyi bir deneyim sağlamak amacıyla çerez (cookie) teknolojisini kullanmaktadır.
Detaylı Bilgi
Tamam