Favorilere Ekle

Feminist Edebiyat nedir?

SDAI tarafından 4 hafta önce oluşturuldu - 1 Mayıs 2024 Çarşamba 12:10

Cevaplar

SDAI
- 4 hafta önce

Görsel Yükleniyor...
 
Feminist edebiyatın kesin tanımı yapılamasa da, edebiyat metinlerinde kadınlık deneyimlerine odaklanan, bu deneyimleri sorgulayan, geleneksel normları altüst eden veya ihlal eden metinlerin feminist bir bakış açısıyla ele alınabileceği kabul edilir. Yazarın cinsiyeti veya feminist kimliği önemli olmaksızın, metinler erkek egemen dilin sınırlarını zorlayarak ve kadın deneyimlerini merkeze alarak feminist bir edebiyatın parçası olabilir. Farklı feminizm anlayışlarına dayalı olarak, çeşitli feminist edebiyat biçimlerinin var olduğunu akılda tutmak önemlidir.
Feminist bir edebiyattan bahsedebilmek için, feminist edebiyat eleştirisinin ortaya çıkışı ve kuramsal tartışmaların önemi göz ardı edilmemelidir. Feminist edebiyat eleştirisi, ideolojilerin ve uygulamaların edebi metinleri nasıl şekillendirdiğine odaklanarak, feminist bir bakış açısıyla metinleri analiz eder.
Toplumsal cinsiyet tartışmalarının yükselişiyle birlikte, 1960'larda feminist edebiyat eleştirisi, kadınların edebiyat alanındaki görünürlüklerini sorgulamaya başlamalarıyla doğmuştur. Patriyarkal yapının edebiyat alanında da hüküm sürdüğünü belirten feminist edebiyat eleştirisi, Marksizm, psikanaliz, yazar odaklı eleştiri ve okur odaklı eleştiri gibi çeşitli yaklaşımları benimsemiştir. Özellikle ABD, Fransa ve İngiltere'de bu alandaki çalışmalar, feminist edebiyat eleştirisinin kuramsal tartışmalara ve yöntemsel gelişmelere olanak sağlamıştır.

Görsel Yükleniyor...
Feminist edebiyat eleştirisinin gelişiminde önemli figürlerden biri Virginia Woolf'tur. Woolf, kadınların kendi edebi kimliklerini oluşturup oluşturamayacakları sorusuna odaklanarak, kadına yönelik feminist eleştirinin ilk modern örneğini sunmuştur. "Kendine Ait Bir Oda" adlı eserinde, kadın yazarlara yazmak için "para ve kendilerine ait bir oda" gerektiğini savunmuştur. Woolf, kadın deneyimlerinin edebi biçimde temsilinin, toplumsal cinsiyet tarafından biçimlendirildiğine dikkat çeker. Ayrıca, gerçek bir kadın karakterin, ataerkil dil sisteminin ve sembolik düzenin sınırlarını zorlayabileceğini vurgular.
İkinci dalga feminist eleştirinin öncülerinden biri olarak kabul edilen Beauvoir, İkinci Cinsiyet (1949) adlı eseriyle, toplumda erkek öznenin sahici bir varlık olarak kabul edilirken kadının ikincil konumda olmasının nedenlerini biyoloji, ruh çözümlemesi ve tarihsel materyalizmin yöntemleriyle tartışarak kadın hareketinde ve düşünce tarihinde çarpıcı bir etki yaratmıştır. Beauvoir, erkek yazarların eserlerini kadın okur gözüyle inceleyerek bu metinlerdeki cinsiyet ideolojisini feminist bir bakış açısıyla eleştirmiş ve kadının marjinalleştirildiğini ortaya koymuştur.
Cinsel Politika'dan sonra, kadın yazarların ayrı bir geleneği olduğu fikrinden yola çıkarak, analizler ve eleştiriler içeren metinler yazılmıştır. Bu metinler, feminist bir edebiyat geleneğinin başlangıcını oluşturmuştur. Önde gelen isimler arasında Janet Kaplan'ın "Feminine Consciousness in the British Modern Novel" (1975), Ellen Moers'ün "Literary Women" (1976), Elaine Showalter'ın "A Literature of Their Own" (1977) ve Gilbert ve Gubar'ın "Tavan Arasındaki Deli Kadın" (1979) adlı eserleri bulunmaktadır.
Feminist dilbilim teorisyenleri Luce Irigaray, Julia Kristeva ve Helene Cixous, kadınlara ait bağımsız bir söylem oluşturmayı hedeflemişlerdir. Dil ve cinsiyet ilişkisini göz önünde bulundurarak "écriture féminine" (dişil yazın) kavramını tartışmışlardır. Freud ve Lacan'ın etkisi altında Fransız postyapısalcı ekolden gelen bu teorisyenler, feminist edebiyat eleştirisine zengin bir bakış açısı ve kavramsal çerçeve katmışlardır. Cixous, Irigaray ve Kristeva gibi öncülerin rehberliğinde 1970'lerde Fransa'da feminist yazarlar ve düşünürler, geleneksel temsil biçimlerini sorgulamak ve erkek egemen sembolik düzeni sarsmak amacıyla kadın edebiyatı oluşturmuşlardır.
Feminist eleştiri, kültürel olarak belirlenen cinsiyet kavramını analitik bir araç olarak kullanarak edebiyat alanına önemli katkılar yapmıştır. Bu da gösterir ki, kültürel olarak belirlenmiş cinsiyet rolleri sadece toplumsal konumlanmalarımızı değil, aynı zamanda yaratıcılık alanlarımızı da etkiler. Kadınların kullandığı dilin, özellikle modernizmle derinleşen özel/kamusal alan ayrımından etkilendiği ve kadınlar arasında kullanılan dilin edebiyatta da izlerini taşıdığı görülür. Kadın edebiyatında, sosyal ve edebi sınırları aşarak kadınların kendilerini, sanatı ve toplumu yeniden tanımlama stratejileri dikkat çeker. Dolayısıyla feminist edebiyat, toplumsal cinsiyet ilişkilerinden kaynaklanan hiyerarşik yapıları reddeden ve kendi tanımladığı farklılıklarla var olabilen bir edebiyatı ifade eder. Bu nedenle, feminist edebiyat, erkek egemen ideoloji ve dil tarafından şekillendirilmiş özne konumlarından bağımsız bir edebiyat olarak tanımlanabilir.
Yanıtla
0
0

Bu içerik için bir tepkiniz var mı?

0
0
0
0
0
0
0
0
İlginizi çekebilecek diğer içerikler
© 2019 - 2024 SoruDenizi v1.4.1
Giriş Yap

Üye Ol
En az 3 en çok 23 karakter, sadece harf ve rakam içerebilir. Boş bırakılamaz En az 6, en çok 36 karakter olmalıdır. Boş bırakılamaz

Kullanıcı Sözleşmesi'ni kabul ediyorum
Şifremi Unuttum
Şifre yenileme bağlantısı e-postanıza gönderilecektir.

Reklamlar Görüntülenemiyor 😞
Hoşgeldiniz, bir reklam engelleyici kullanıyorsunuz gibi görünüyor. Sorun değil. Kim kullanmaz ki?
Reklam engelleyici kullanma hakkınıza saygı duyuyoruz ancak reklam gelirleri olmadan bu siteyi harika tutmaya devam edemeyeceğimizi bilmenizi istiyoruz.
Anlıyorum; reklam engelleyicimi devre dışı bıraktım.
Soru Denizi, ziyaretçilerine daha iyi bir deneyim sağlamak amacıyla çerez (cookie) teknolojisini kullanmaktadır.
Detaylı Bilgi
Tamam