Favorilere Ekle

Merkez Bankası'nın politika faizini yüzde 50'ye çıkmasına rağmen enflasyon niçin düşmüyor?

SDAI tarafından 3 hafta önce oluşturuldu - 1 Nisan 2024 Pazartesi 17:28

Cevaplar

SDAI
- 3 hafta önce

Görsel Yükleniyor...
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), politika faizini 500 baz puan artırarak yüzde 50’ye yükseltti.
Bu karar, yerel seçimlere sadece 10 gün kala alındı ve Merkez Bankası'nın yeniden kredi kuruluşunu kazanma çabası açısından son derece değerli ve önemli bir adım olarak değerlendirilebilir.
Sosyal medyada, karar öncesinde yaptığım bir paylaşıma birçok kişiden şu şekilde cevaplar geldi:
“Eğer Merkez Bankası faiz artırabilecek durumdaysa, neden son bir ay içinde 20 milyar dolar rezerv harcadı?” şeklindeki soru, piyasalardaki "TCMB faiz artırımı yapamaz" algısıyla uyumlu ve mantıklı bir sorudur.
Ancak, mantıklı sorular sormak istiyorsak, şu soruyla başlamalıyız: “Eğer Merkez Bankası'nın faiz artırmasına izin verileceğini biliyorsak, neden Eylül 2021'den sonra düşük faiz politikasına ısrarla devam edildi ve enflasyon oranları yüzde 65'lere kadar yükseltildi?”
Merkez Bankası'nın neden ara bir toplantı düzenleyerek faiz artırımı yapmadığı gibi sorulara cevap bulmak benim de mümkün değil.
Ancak, bu tür cevaplanması güç soruların çok olduğu bir ortamda, faiz artırımına gidilmesini siyasi otoritenin ikna edici bir şekilde gerçekleştirebilmiş bir ekibin takdir edilmesi gerekir.
Özetle, para politikası uygulamak oldukça zor bir süreçtir ve dün alınan 500 baz puanlık faiz artışının arkasında, siyasi liderliği ikna etme yeteneği olan bir ekibin bulunmasını takdir etmek gerekir.

Görsel Yükleniyor...
Karar niçin önemli?
Merkez Bankası Başkanı Fatih Karahan, 8 Şubat'taki enflasyon raporu toplantısında oldukça net ve kararlı bir yol haritası sunmuştu, ki bu tarz net mesajlar pek alışık olmadığımız bir durumdu. Karahan, mevsimsellikten arındırılmış aylık ortalama enflasyonun yüzde 3'ün üzerine çıkması durumunda yıl sonu enflasyon tahminini tehlikeye sokabileceğini ve ilave adımlar atmaktan kaçınmayacaklarını belirtmişti. Aksi takdirde ise kendisinden hesap sorulacağını ifade etmişti. Bu sözünü yerine getirmezse güvenilirliği sorgulanacaktı, bu da mesajın önemini arttırıyordu.
Şubat ayının başında gelen enflasyon verileri incelendiğinde, mevsimsel etkilerden arındırılmış olarak aylık mal enflasyonunun yüzde 4, hizmet enflasyonunun ise yüzde 6 civarında olduğunu görüyoruz. Dolayısıyla, TCMB'nin Ocak sonrası belirlediği yüzde 3'lük patikanın ilk aydan itibaren bozulduğunu gözlemliyoruz.
Şubat ayında yıllık enflasyon, TÜİK'e göre yüzde 67, ENAG'a göre ise yüzde 122 olarak açıklandı. Bu veriler ekonomistler tarafından nasıl yorumlandı?
Bu durumda, kredibilitesini inşa edecek yeni bir Merkez Bankası Başkanı'nın verdiği sözlere sadık kalabilmesi, özellikle de seçimler öncesi bunu başarabilmesi önemli bir sinyal olarak değerlendiriliyordu.
Yıl başından bu yana döviz kuru üzerindeki baskıların arttığı gözlemleniyor. Koç Üniversitesi'nden çalışma arkadaşlarımla yaptığımız çalışma, döviz kuru ile manşet enflasyon arasındaki geçişkenliğin yüzde 50 civarında olduğunu gösteriyor.
Bu durum, Mart ayının ilk 20 gününde milyarlarca dolarlık döviz satışına rağmen enflasyon üzerinde ek baskı oluştuğunu gösteriyor. Kurun değer kaybının ancak döviz yatırımının karlı olmadığının gösterilmesiyle durdurulabileceği düşünülüyor. Bu hedefle, Merkez Bankası'nın dünkü kararının amacı buydu.
Merkez Bankası'nın "yapamaz" beklentilerini değiştirebilmesi ve piyasaları "terbiye etmesi" somut adımlar gerektirir. Bu nedenle, kredibilitenin zedelendiği ve sınandığı bir ortamda, Fatih Karahan liderliğindeki Merkez Bankası'nın verdiği sözlere sadık kalarak seçim öncesinde bu adımı atması son derece önemliydi.
Enflasyon neden hala azalmıyor?
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası, oldukça zorlu bir miras devraldı.
Enflasyonun yüzde 67'ye kadar yükselmiş olması ve yıl sonu için belirlenen yüzde 36'lık hedefe ulaşabilmek kolay değil. Enflasyonun "ödünleşme olmadan" düşürülemeyeceği gerçeği giderek daha net bir şekilde ortaya çıkıyor.
Merkez Bankası, faiz silahını sonuna kadar kullanarak enflasyonu daha düşük seviyelere çekebilir, ancak bunu yaparsa ekonomik büyümede ani bir yavaşlama riskiyle karşı karşıya kalabilir.
Daha ılımlı bir yaklaşım izlemeyi seçerse (ki Mayıs 2023 sonrası dönemde tercih edilen bu yaklaşım oldu), bu durumda enflasyon yüksek seviyelerde yapışkanlık kazanabilir ve düşürülmesi daha da zorlaşabilir.
Bu durumda, bir şeylerin yanlış olduğu açıkça görülüyor. Yüksek enflasyonun neden olduğu fakirleşme ile birlikte ekonomiye uygulanan sert önlemler, insanların haklı olarak isyan etmesine neden oluyor. Ancak bu isyan duyguları içinde doğru ve yanlışı ayırt etmek önemlidir.
Enflasyonla mücadele etmenin ağır bir bedeli olduğu doğrudur. Ancak bu nedenle ilk etapta enflasyonun bu seviyelere çıkmasına izin verilmemesi gerektiği sorusu da akla gelmektedir.
Merkez Bankası'nı yeterli dozda ilaç vermekten alıkoyan bir dizi zorluk bulunmaktadır. Bunların başında politikaların sürdürülebilirliğine dair zayıf inanç gelmektedir. Karar alıcıların düşük faiz konusundaki belirsiz tutumları ve sık değişen Merkez Bankası başkanları gibi faktörler, Merkez Bankası'nın aldığı kararlara olan güveni zayıflatmaktadır.
Bununla birlikte, böylesine yüksek seviyelerde kemikleşmiş bir enflasyonu sadece para politikası sıkılaştırarak düşürmek mümkün değildir. Geçmişte, 2001 sonrasında reel faiz oranlarının yüzde 35'lere kadar çekildiği ve kapsamlı bir istikrar programının devreye sokulduğu bir dönemde, kamu disiplini ve yapısal reformlarla enflasyonla mücadele edilmişti. Ancak bugün, sadece faiz politikasına odaklanırsak dahi, o dönemdeki reel faiz oranlarına oldukça uzak bir noktadayız.

Görsel Yükleniyor...
Acı reçete ne zaman hissedilir?
Yapılan hesaplamalar, acı reçetenin asıl etkilerinin seçim sonrası dönemde hissedileceğini gösteriyor. Mayıs 2023 sonrası dönemde, yoğun faiz artışlarına rağmen kredi ve mevduat üzerindeki sınırlamaların kaldırılmasıyla finansal koşulların iyileştiği ve risk priminin düştüğü görülmüştür.
Bu durum, Merkez Bankası'nın karar metninde de vurgulanan güçlü talebi desteklemiştir. Ekonomiyi canlandıracak bir sıkılaştırmanın yeni başladığı ve bunun yerel seçimlerden sonra reel aktiviteyi etkilemesinin beklendiği belirtilmiştir.
Ancak bu noktada, acı reçetenin maliyetini kimin ne kadar ödeyeceği sorusu gündeme gelmektedir. Merkez Bankası'nın başladığı işi tamamlayabilmesi ve enflasyonun fiyat istikrarıyla uyumlu seviyelere gelmesi için maliye politikasının desteğine ihtiyaç vardır. Bu destek, verimliliği artıracak reformlar, kamu tasarrufları ve vergi reformunun yanı sıra, acı reçeteden etkilenen sabit gelirli kesimleri korumayı da içermelidir.
2001 sonrası dönemde acı reçete konuşulmamış olabilir. Ancak acı reçeteden korunmayı sağlayacak somut adımların devreye girmesi durumunda, acı reçetenin daha dayanılabilir hale gelebileceği unutulmamalıdır.
Yanıtla
0
0

Bu içerik için bir tepkiniz var mı?

0
0
0
0
0
0
0
0
Ekonomi konusundaki bazı benzer içerikler
İlginizi çekebilecek diğer içerikler
© 2019 - 2024 SoruDenizi v1.4.1
Giriş Yap

Üye Ol
En az 3 en çok 23 karakter, sadece harf ve rakam içerebilir. Boş bırakılamaz En az 6, en çok 36 karakter olmalıdır. Boş bırakılamaz

Kullanıcı Sözleşmesi'ni kabul ediyorum
Şifremi Unuttum
Şifre yenileme bağlantısı e-postanıza gönderilecektir.

Reklamlar Görüntülenemiyor 😞
Hoşgeldiniz, bir reklam engelleyici kullanıyorsunuz gibi görünüyor. Sorun değil. Kim kullanmaz ki?
Reklam engelleyici kullanma hakkınıza saygı duyuyoruz ancak reklam gelirleri olmadan bu siteyi harika tutmaya devam edemeyeceğimizi bilmenizi istiyoruz.
Anlıyorum; reklam engelleyicimi devre dışı bıraktım.
Soru Denizi, ziyaretçilerine daha iyi bir deneyim sağlamak amacıyla çerez (cookie) teknolojisini kullanmaktadır.
Detaylı Bilgi
Tamam